Dünyanın en büyük 16. ekonomisi olan Türkiye, sağladığı siyasi istikrar ve makroekonomik göstergelerdeki başarıları ile bölgesindeki siyasi ve ekonomik faktörlerin yönünü belirleyebilme ve sürükleyip ivme kazandırabilme özellikleri ile son dönemlerde gerek çevresel ve gerekse global anlamda ilgi odağı haline gelmeye başlamıştır.

Bankacılık başta olmak üzere sigortacılık, gayrimenkul, otomotiv, endüstriyel üretim, telekomünikasyon, perakende ve tüketici ürünleri, eğlence ve medya vb. sektörlerde yerli ve yabancı birçok yatırımcının ilgisini çekmektedir.

Özellikle perakende sektöründe son 5 yıl içinde muazzam bir istikrar ve büyüme sağlanmıştır. PriceWaterHouseCoopers International, makroekonomik göstergelerin sınandığı ve net biçimde algılanabildiği perakende sektörünü “ekonominin barometresi” olarak tanımlamıştır. Ülkemizdeki Organize perakende sektörü büyüklük olarak, Avrupa Birliği’nde 7. ve dünyada 10. sıraya ulaşmıştır.

Organize perakende sektörünün Türkiye ekonomisine etkilerine kısaca gözatalım;[1]

2008 yılı TÜİK verilerine göre Türk Perakende Sektörü cirosu 190 milyar ABD Dolarıdır ve bu büyüklük içerisinde organize perakende sektörünün payı %35’dir.
Bildirilen cirolar yerine hane halkı tüketim harcamalarına bakıldığında sektörün büyüklüğü 252 milyar ABD Dolarıdır, organize perakende sektörünün payı ise %27’dir.
Planet Retail raporuna göre 2013 yılında Türkiye’de tüketici harcamalarının 948 milyar TL’ye ulaşması beklenmektedir. 1998 yılında 23 milyar TL olan Perakende satışları 2009 yılında 317 milyar TL olmuştur. 2013 yılında bu rakamın 448 milyar TL’ye ulaşması beklenmektedir.
Organize Perakende Sektörü 2008 yılı sonu itibariyle metrekare başına 629 TL ciro elde etmiştir ve her ay metrekare başına 63-66 TL değerinde KDV ve ÖTV’den kaynaklı vergi geliri oluşturmuştur.
Türkiye’de AVM’ler 5 milyon metrekare, cadde mağazaları ise yaklaşık 2,5 milyon metrekare satış alanına sahiptir. Bu ise her ay yaklaşık 473-495 milyon TL KDV ve ÖTV geliri anlamına gelmektedir.
2011 yılı sonu itibariyle sektörden her ay yaklaşık olarak 725 milyon TL KDV ve ÖTV geliri sağlanabileceği öngörülmektedir.
Sektör yatırımları 2007 yılında %25, 2008 yılında %21 ve 2009 yılının ilk altı ayında %14 artış yakalamıştır.
Sektör 2009 yılında her gün ortalama 13 mağaza açabilen bir tempoya ulaşmıştır.
Her ay yaklaşık 100-120 milyon ABD Doları yatırım gerçekleşmiştir.
Türkiye genelindeki doğrudan yabancı yatırım girişi 2009 yılında 2008 yılına oranla %14 daralırken, organize perakende sektörüne yönelik doğrudan yabancı yatırımlar aynı dönemde %12 artmıştır.
8 Haziran 2011 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 640 sayılı Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 9.maddesinin (f) bendinde yapılan düzenleme ile, Ülke ekonomisine etkileri son derece önemli olan organize perakende ticaret sektörüne ilişkin; yasal düzenlemeler yapmak, sektörün gelişimine ve yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarda bulunmak görevi İç Ticaret Genel Müdürlüğü’ne verilmiştir.

Yukarıdaki verilerden şu sonuç ortaya çıkmaktadır; Organize perakende sektörü Türkiye ekonomisi için bir lokomotif vazifesi görmektedir.

Sizlere öncelikle organize perakende sektörünün tarihsel gelişimini özetleyerek, sektörün büyüklüğü ve ekonomiye etkileri hakkında daha detaylı bilgi vermek ve İç Ticaret Genel Müdürlüğü tarafından önümüzdeki dönemde yapılabilecek düzenlemeleri anlatmaya çalışacağız.

Mal veya hizmetlerin, alıcıların doğrudan tüketimi için bir mağaza, büfe, çarşı, süpermarket, posta yolu vb. yerler vasıtasıyla satılması, kısaca malın nihai tüketiciye ulaştırılması faaliyetlerinin tümüne perakendecilik denir. Doğru ürünlerin, doğru zamanda, doğru fiyattan, doğru miktarlarda ve doğru yerlerde bulundurulmasını hedefleyen dağıtım kanalının belki de en önemli halkası, ürünün tüketici ile karşı karşıya geldiği perakendecilerdir.[2]

Perakendecilik faaliyetlerini en temel kapsamda iki kısımda incelemek mümkündür. Geleneksel perakendecilik olarak da adlandırılan esnaf faaliyetlerinde söz konusu ticari kesim iktisadi sermayeden çok nakdi sermaye ortaya koyar ve ancak kendisinin geçimini sağlayacak kadar bir gelir elde eder. Bu kesimdeki perakendeciler genellikle bağımsız çalışırlar ve pazarlık güçlerinin olmamasından ötürü az çeşit, yüksek fiyat gibi dezavantajlara sahiptirler. Günümüz tüketicilerin bol çeşit, düşük fiyat anlayışından bir hayli uzak olan geleneksel perakendecilerin ülkemizdeki en belirgin örneği bakkallardır. En eski perakende satış yöntemi olan yüz yüze satış da dediğimiz mağazasız perakendecilik klasik-geleneksel perakendeciliğe örnek verilebilir.

Hipermarketler, indirimli satış mağazaları, alışveriş merkezleri, zincir mağazalar ve süpermarketleri bünyesinde barındıran Modern-Organize Perakendecilik ise sektörün bir diğer kısmıdır. Genel itibariyle zincirleşmesini gerçekleştirmiş olan bu mekanlarda tüketim ve ihtiyaç malzemelerinin perakende satışı, büyük satış alanları içerisinde yapılmaktadır. Organize Perakende sektörünün en önemli avantajı ürünlerine yönelik bol çeşit ve düşük fiyattır. Çünkü bu mağazalar pazar güçlerini kullanarak ürünleri ucuza almakta ve düşen maliyetleri de fiyatlara doğru orantılı olarak yansıtmaktadır.

19. y.y.da perakendeciler açtıkları bölümlü mağazalar ve mallarını sergiledikleri büyük sergi salonları ile tüketicilerin ilgisini çekmiştir. Bu salonlarda yüksek miktarda malları düşük fiyattan satmaya başlamışlar ve geleneksel perakendeciliğin alışılagelmiş kalıplarını yıkmaya başlamışlardır. 20. y.y.da gelişen kooperatifçilik hareketleri zincir mağazaların kurulmasında önemli bir rol oynamıştır. 1950’li yıllarda süpermarketler Amerika Birleşik Devletleri’nde bir gelişim sürecine girmiştir. Bunun nedenlerine baktığımızda şehir içlerinde kurulan zincir mağazalar beraberinde park sorunu, altyapı eksikliği gibi bir çok sorun getirmiş ve zamanla tüketicilerin rağbet etmedikleri yerler haline gelmiştir. İnsanların zamanla kentlere göç etmesi, çalışanların ve çekirdek aile sayısının artması, tüketim alışkanlıklarının değişimini beraberinde getirmiş ve bu durum perakendecilerin dikkatinden kaçmamıştır. Benzer durumun Avrupa’da da tüketim anlayışının dünya çapında bir değişiklik içerisinde olduğunun göstergesidir. Bu ve benzer nedenlerden dolayı perakende satış noktaları bir adaptasyon sürecine girmişlerdir. Fransa, Almanya, İngiltere gibi ülkelerdeki perakendeciler zamanla satış kanallarını şehir merkezlerinin dışarısına çıkarmış, otopark, altyapı vb. sıkıntılarla müşterileri muhatap etmeden büyük ölçekte satış imkanına sahip olmuş, ciroları bu sayede büyük bir ivme kazanarak artmıştır. Fransa bunu ilk yapan ülkedir ve bu sayede perakende piyasasında belli bir konuma gelmiştir. Söz konusu ülkeler halen perakendecilik sektöründe dünyanın önde gelen firmalarına ev sahipliği yapmaktadırlar.

Anadolu’da perakendeciliğin tarihsel gelişimine bakacak olursak özellikle besin maddeleri alanında ortaçağdan itibaren hızlı bir gelişim görebiliriz. Sanayi devriminin ülkelerin üretim yapılanmasının omurgasına oturttuğu seri üretim anlayışı Osmanlının geleneksel üretim telakkisine uzun yıllar tesir edememiş, sanayileşmede kitle üretimi Avrupa’ya göre daha geç başlamış ve netice olarak modern perakendecilik ülkemizde daha geç dönemlerde gelişmiştir.

Söz konusu gelişimin başlangıcından önce Osmanlı’da üretim ve satış yapısının belkemiğini “ahilik” dediğimiz bir anlayış oluşturuyordu. Hacı Bektaş-ı Veli tavsiyesiyle Ahi Evran tarafından kurulan bir esnaf dayanışma teşkilatı olan ahilik, günümüz esnaf odalarına benzeyen, kendi kuralları ve kurulları olan bir yapıya sahipti. Geleneksel perakendeciliğin uzun bir müddet faal olması ve kapılarını modern perakendeciliğe kapatmasının başlıca nedenlerinden biri olan ahilik teşkilatının en önemli kurallarından biri ise “her esnafın sadece belli ürünleri üretip satmasıydı”. Başka bir ifadeyle Osmanlı’da esnaf, başka bir esnaf grubunun satma hakkına sahip olduğu bir ürünü satamazdı.

Modernleşme, kentleşme, nüfus artışı vb. nedenler bir süre sonra tüketim kalıplarının değişmesini tetikledi. Büyük kentlerde yaşayan halkın yabancı ürünlere olan talebi önemli ölçüde artış gösterdi. 19.y.y.da Anadolu’daki ilk büyük mağaza olan “Bon Marche” kuruldu ve buna benzer birçok pasaj açıldı. “Bon Marche” mağazasının en önemli özelliği tüketicilerin mağazaya serbestçe girebilip, gezmeleri ve malları inceleyebilmeleriydi. Fiyatlar ise esnaftaki ikamelerine nazaran oldukça cazipti. İstanbul halkı benzeri bütün büyük mağazalara bonmarşe demeye başlamıştı. Bu olay tüketiciler açısından muazzam bir dönüşümdü. Tüketim kalıplarındaki bu ve benzeri değişimler, üretimin de bu kalıplara adapte olması gerekliliği gerçeğini ortaya çıkardı. Gerçekliğin farkına varan üretim yapısı kendisini ihtiyaç için üretim olgusundan, kar için üretim olgusuna uyarladı.

20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Bon Marche gibi mağazalar ve pasajlar hızla açılmaya devam ederken 1930 yılında çıkartılan Belediye Kanunu ile belediyelere Tanzim Satış Mağazaları kurma yetki ve sorumluluğu verilmiştir. 1950’ li yılların başında İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı, Migros’un kurucusu Duttweiler’i İstanbul’a getirmiş, bu ziyaretten edinilen tecrübelerle ilk Tanzim Satış Mağazaları açılmıştır. 1954 yılında %51 oranında İsviçre Migros’un, %49 oranında İstanbul Belediyesi ile Toprak Mahsulleri Ofisi ve Et ve Balık Kurumu’nun ortaklığı ile Migros’un temelleri atılmıştır. 18 Eylül 1956’da hayatı ucuzlatıp, taşra kentlerini perakendecilikle tanıştırmak amacıyla, devrin Başbakanının da desteği ile Gima (Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Türk A.Ş.) kurulmuştur. 1975 yılında İsviçre, Migros’un tüm hisselerini Koç grubuna devretmiştir.

Modern Perakendecilikteki bu gelişim geleneksel perakendecilik yapan bazı kesimleri olumsuz yönde etkilemiş ve bu kesimlerde bir kısım ticari savunma araçları ortaya çıkarmıştır. Özellikle 70’li yıllarda gelişim açısından büyük bir ivme kazanan süpermarketlere karşı bakkal odaları vasıtasıyla toplu alım yapmak ve dağıtım kanallarını rasyonelleştirmek amacıyla sadece oda üyelerine hizmet verecek nitelikte şirketler kurulmuştur. 1995 senesine gelindiğinde Türkiye Perakendecilik sektörüne ardı ardına ucuzluk marketleri damga vurdu. Bim, Şok ve daha sonra bu alanda hızla büyüyecek olan A-101 bunlardan bazılarıdır.

Organize Perakendeciliğe İvme Kazandıran İktisadi ve Sosyal Unsurlar

Ekonomi biliminden de bilindiği gibi malların istekleri karşılama özelliğine fayda; fayda yaratma faaliyetine de üretim denir. Fayda, bir malın miktarını arttırmak suretiyle yaratılabileceği gibi, mevcut bir malın faydasını arttırmak suretiyle de yaratılabilir. Mevcut bir malın faydasını arttırmak için şekil faydası, mekan faydası ve zaman faydası yaratmak lazımdır. Perakendecilik ise bu üç temel faydanın yanı sıra mülkiyet faydası da yaratmaktadır.

Tüketici ihtiyacı olan ürünü ihtiyacı olan yerde ve doğru zamanda mülkiyetine geçirmek ve ondan maksimum surette fayda sağlamak ister. Tüketici, ihtiyacına cevap veremeyecek bir mal ile karşılaştığı zaman onun ikame mallarına yönelebilir. İhtiyacına cevap veren ancak satın alma ve fayda elde etme faaliyeti için tüketici ile arasında mesafe bulunan bir malı da almaktan vazgeçebilir. İhtiyacına cevap verebilecek bir ürün, satın alma faaliyeti için uygun bir zamanda piyasada yoksa tüketici yine ikame mallara yönelecektir. Perakendecilik faaliyeti ne olursa olsun tüketicinin ikame mal ve hizmetlere yönelmesini engellemeyi kendisine bir misyon olarak yüklemiştir. Bu nedenle tüketicilerin ihtiyaçları olan ürünleri ve hizmetleri, doğru zamanda, doğru yerde onlara temin etmeli ve neticesinde dört adet faydayı da aynı anda sağlamalıdır. Çünkü günümüzde tüketiciler açısından memnuniyet ve fayda maksimizasyonu sağlayacak olan ikame mal ve hizmetler tahmin sınırlarını zorlayacak kadar çoktur.

Tüketim alışkanlıkları sürekli kendini değiştiren ve günün iktisadi koşullarına kendisini en iyi uyarlayan olguların başında gelir. Özellikle şehirleşme oranındaki yükselme, gelir seviyesindeki artış, yaşam seviyesindeki iyileşme, eğitim ve öğretimin daha dinamik bir yapıya kavuşması sonucu tüketicilerin bilinçlenmesi ve haklarının farkına varışı, kısacası sosyo-demografik yapı ve halkın tüketime olan ilgisinin devamlı surette artarak ilerlemesi perakende sektörünün gelişimine katkıda bulunmuştur.

Bu ve benzeri sosyal etkenler tüketicilerin fiyat ve kaliteye olan duyarlılıklarını önemli ölçüde arttırmıştır. Perakende sektöründe faaliyet gösteren firmaların çoğalması ve dolayısıyla artan rekabet ile birlikte müşteriler için ikame mal ve hizmet sayısı fazlalaşmıştır. Bu ise günümüzde perakende firmaların “müşteri memnuniyeti” odaklı satış ve pazarlama faaliyetlerine yönelmelerinin en önemli nedenidir.

Perakende sektörü yarattığı katma değerin yanı sıra, ivme kazandırdığı istihdam ile de önemli bir gerçekliği bizlere sunmaktadır. Artan istihdam nedeniyle artan gelir artışının tetiklediği tüketim artışı ve söz konusu tüketimin cazibe merkezinin perakendecilik özellikle modern perakendecilik alanı olması başlı başlıca incelenmesi gereken toplumsal bir olgudur.

Perakendecilik son zamanlarda ülkemizde hızla büyüyen bir sektör haline gelmiştir. Bu hızlı gelişmede, yerli ve yabancı yatırımcıların ülkemizde yatırım yapmalarının etkisi büyüktür. Bu çerçevede Türkiye’de perakendeciliği cazip kılan temel faktörler şu şekilde sıralanabilir. Toplumda değişen tüketim alışkanlıkları, şehirleşme oranındaki yükselme ile birlikte gelir seviyesindeki artışlar da perakende pazarının gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

Perakende pazarında sayıları hızla artan büyük mağazaların açılması yatırımların hızlanmasına neden olmaktadır. Temel olarak vadeli alıp, peşin satmak esasına dayalı perakendecilik sektörü bu alanda sıcak para ve düzenli nakit akışının olması bu alana olan yatırımların hızlanmasına neden olmaktadır. Çarpık şehirleşmenin sonucu büyük mağazalar için uygun alanların kısıtlı ve pahalı olması perakende sektöründe yatırım yapacak yatırımcıların uzun vadeli olarak karlı gözükecek yatırımlar yapmasına neden olmaktadır. Birçok yabancı perakendeci Türk pazarına girmek istiyor. Bu durum yerli yatırımcıların ortaklık konusunda cazip olanaklar sunmasın neden olmaktadır. Perakendecilik sektörünü iyi tanımayan birçok yatırımcı bu sektörde yapılan işin kolay, yatırımın hızlı geri dönüşe sahip, karlı ve basit bir yatırım olduğunun düşüncesi içindedirler. Perakendeciliği cazip kılan bu vb. faktörler yerli ve yabancı yatırımcıların AVM yatırımlarını arttırmalarının en önemli nedenlerinden biri haline gelmiştir. Ülkemizde AVM yatırımlarının gelişimine baktığımızda ekonomik krizlere rağmen artan bir eğilim izlediği fark edilmektedir.

Türkiye’de Organize Perakende Sektörünün Ekonomi Üzerine Etkileri

Organize perakende sektörünün 2008 yılı sonunda aylık ortalama 629 TL metrekare başına ciro yarattığı bilinmektedir. Kriz öncesi ve yoğun yatırım dönemi olan 2007 yılında ise bu miktar 664 TL seviyesinde gerçekleşmiş; ancak takip eden dönemde metrekare artışları ve kampanyaların neden olduğu fiyat düşüşleri yaşanmıştır. Bu gelirler sayesinde ise her ay metrekare başına 63-66 TL değerinde KDV-ÖTV’den kaynaklı vergi geliri yaratılmaktadır. Türkiye’deki AVM’lerin 5 milyon metrekareye, cadde mağazalarının ise yaklaşık 2,5 milyon metrekareye ulaşan satış alanı, her ay yaklaşık 473-495 milyon TL KDV-ÖTV geliri anlamına gelmektedir (AMPD). 2011 yıl sonu itibariyle, planlanan AVM ’lerin açılması ve cadde yatırımlarının da sürmesi ile eklenen yeni satış alanları ile birlikte, sektörden her ay yaklaşık olarak 725 milyon TL KDV-ÖTV geliri sağlanabileceği öngörülmektedir.

Organize perakende sektörünün AVM yatırımlarıyla hız kazanan gelişimi, kredi kartı kullanımının yaygınlaşmasına destek vermiştir. 2008 yılında ülke genelinde POS makinelerinin yaygınlığı %12, kredi kartlarıyla yapılan işlem hacmi ise %31 artmıştır. 2008 yılında alışveriş merkezleri ve marketlerde POS makinesi ile 497 milyon adet işlem gerçekleştirilmiştir. Bu işlemlerle yapılan yaklaşık 45 milyar ABD doları tutarındaki tüketim, organize perakende sektörü cirosunun %73’üne, toplam perakende sektörü cirosunun (TÜİK ticaret verilerine göre 161 milyar ABD doları) ise %27’sine denk gelmektedir. Türkiye, POS makinesi sayısında Avrupa birincisi olduğu halde, 252 milyar ABD dolarlık özel tüketimden yola çıkıldığında harcamalardaki kredi kartı kullanımının çok düşük düzeyde olduğu (%17) da dikkate alınması gereken önemli bir veridir.

TÜİK verilerine göre, %65’i 15-64 yaş arasında olan 72,5 milyonluk nüfusa sahip Türkiye, 2002 yılı sonrasındaki reformlarla istikrarlı para ve maliye politikaları yürüterek yüksek büyüme oranları yakalamıştır; ancak genç nüfusun iş gücüne katılımı sonrası gerekli verimi sağlamakta sıkıntı yaşamaktadır. Türk ekonomisi kayıt dışı istihdamla mücadelede olumlu bir yol kat etse de, kayıt dışı istihdam oranları halen çok yüksek seviyededir. Türkiye ekonomisinin ciro bakımından önde gelen sektörlerindeki istihdam hareketine bakıldığında, organize perakende sektörü öncü konumdadır. Organize perakende sektörünün tamamen kayıtlı istihdam sağladığı toplam çalışan sayısı 2006 yılında %24, 2007 yılında %26, 2008 yılında ise %10’luk bir artış kaydetmiştir (AMPD Perakende Endeksi by Nielsen). 2008 yılında 408 bin kişiye ulaşan istihdam miktarı, 2009 yılsonu itibariyle 450 bin kişiye yükselmiştir. Organize perakende sektörü, toplam perakende istihdamı içinde %19.8’lik bir pay sahibidir. Her AVM yatırımının bölgede ortalama 1.500 kişilik istihdam yarattığından hareketle, 2009-2011 döneminde, salt AVM yatırımlarına bağlı olarak yaklaşık 135 bin kişiye iş imkanı doğacağı tahmin edilmektedir. 2011 yılsonu itibariyle organize perakende sektörünün toplam istihdamının 650 bin kişiye ulaşması öngörülmektedir.

Organize perakende sektörü yatırımları 2007 yılında %25, 2008 yılında %21 metrekare artışı sağlamıştır. 2009 yılının ilk 6 ayında ise %14 metrekare artışı gerçekleşmiştir (AMPD Perakende Endeksi-Nielsen). Sektör, 2009 yılında her gün ortalama 13 mağaza açabilen bir tempoya ulaşmıştır. Buna göre, organize perakende sektörü her ay yaklaşık 100-120 milyon ABD dolarlık yatırım gerçekleştirmiştir. Türkiye genelindeki doğrudan yabancı yatırım girişi 2009 yılında 2008 yılına oranla %14 daralırken, organize perakende sektörüne yönelik doğrudan yabancı yatırımların aynı dönemde %12 artması kayda değerdir. Jones Lang LaSalle (JLL) verilerine göre, 2008 yılı sonunda 71’i İstanbul’da olmak üzere, Türkiye’de toplam 210 adet AVM bulunmaktadır ve toplam kiralanabilir alan 4.858.280 m²’ye ulaşmıştır. 2009 yılında açılan toplam 26 AVM ile birlikte Türkiye’deki AVM sayısı 41 ilde 236’ya yükselmiş, toplam kiralanabilir alan ise 838.000 m² artış ile yaklaşık 5.696.000 m2’yi bulmuştur.

Halihazırda Türk perakende sektörünün yaklaşık % 60’ının geleneksel, % 40’ının ise modern (organize) perakende sektörüne ait olduğu tahmin edilmektedir. Bununla birlikte, organize perakende alanındaki hızlı büyüme; trafik, imar sorunları ile üretici ve tedarikçilerin mağduriyetleri vb. sorunları da beraberinde getirmiştir. Söz konusu sorunların çözümüne ilişkin yasal düzenleme yapılması son derece elzemdir.

Sektöre ilişkin yasal düzenlemeler yapma, sektörün gelişimine ve yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarda bulunma görevi 640 sayılı KHK’nın 9. Maddesi ile İç Ticaret Genel Müdürlüğündedir. Genel Müdürlüğün büyük katkıları ile Mülga Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, ticari hayatın daha sağlıklı hale gelmesi, geleceğe yönelik organize perakendeciliğe ilişkin çağdaş dünya örneklerinin ülkemizde hayata geçirilmesi, kamu yararının korunması, esnaf ve sanatkarlar ile alışveriş merkezleri, büyük mağazalar ve zincir mağazaların piyasa ekonomisi gereklilikleri doğrultusunda çağdaş bir ortamda ticari faaliyetlerini sürdürmeleri için belirlenen ölçekteki, alışveriş merkezleri, büyük mağazalar ve zincir mağazaların kuruluşlarına ve faaliyetlerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi, özellikle üretici ve tedarikçi konumunda olan küçük işletmelerin haklarının korunması ve böylece bu konudaki yasal boşluğun giderilmesi amaçlarına yönelik olarak “Alışveriş Merkezleri, Büyük Mağazalar ve Zincir Mağazalar Kanunu Tasarısı Taslağı” hazırlayarak 05.02.2010 tarihinde Başbakanlığa sevk etmiştir.

640 sayılı KHK ile kurulan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın en önemli ana hizmet birimlerinden birisi olan İç Ticaret Genel Müdürlüğü, ticaret alanındaki geçmişteki deneyim ve tecrübelerden de faydalanarak, kendisine verilen görev ve sorumluluk kapsamında, kamu yararının gerekleri doğrultusunda, organize perakende sektörünün olumlu dışsallıklarının maksimizasyonu, olumsuzlarının ise minimizasyonunu sağlamak istikametinde hukuki ve teknik çalışmalarına devam etmektedir. Bu alanda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemenin esnaf ve sanatkar teşkilatları ve sektör temsilcilerinin de katkıları ile gerçekleştirileceğine inanıyorum.

[1] AMPD – Pricewaterhausecoopers: “Perakende Sektörünün Türk Ekonomisine Etkileri”

[2] CENGİZ, Emrah: “Perakendecilikte Büyük Alışveriş Merkezleri ve Tüketicilerin Büyük Alışveriş Merkezleri İle İlgili Tutumlarını Tespit Etmeye Yönelik Bir Araştırma”